Sosyal etki: uyma, itaat, seyirci etkisi
Sosyal etki, başkalarının varlığının kişinin davranışını, yargısını ve hatta algısını değiştirmesidir. Bu sayfa uyma, itaat, seyirci etkisi ve grup dinamiklerini anlatır. Amaç kimseyi zayıf ilan etmek değil, durumun kişilikten daha güçlü olabildiği yerleri göstermektir.
Sosyal etki nedir
Sosyal etki, başka insanların gerçek, hayali ya da ima edilen varlığının davranışı değiştirmesidir. Bu değişim her zaman bir baskıyla olmaz, çoğu zaman fark edilmez bile. İki temel kaynağı vardır. Birincisi bilgidir: ne yapılacağı belirsizken başkalarının davranışı bir ipucu olarak kullanılır, çünkü onların bir şey biliyor olması makul bir varsayımdır. İkincisi kabuldür: gruba ait olmak, dışlanmamak ve onaylanmak insan için güçlü bir güdüdür. Bu iki kaynak genellikle birlikte çalışır ve ayırt edilmesi zordur. Sosyal etkiyi anlamanın günlük değeri şudur: bir kararı verirken kendi değerlendirmenizden mi yoksa odadaki eğilimden mi hareket ettiğinizi sormak, kararı yavaşlatmadan gözden geçirmenin en kısa yoludur. Bir noktayı baştan söylemek gerekir. Sosyal etkiyi anlatmanın amacı insanları yönlendirilebilir varlıklar olarak resmetmek değildir. Aksine, etkinin hangi koşullarda güçlendiğini bilmek, o koşulları değiştirmeyi mümkün kılar. Aşağıdaki başlıkların çoğunda çözüm kişisel kararlılıkta değil, ortamın kurulma biçiminde bulunur.
Uyma: gruba göre hizalanmak
Uyma, kişinin yargısını ya da davranışını grubun yönüne doğru değiştirmesidir ve açık bir talep gerektirmez. Grup bir şey istemez, yalnızca farklı düşünür, bu bile yeterlidir. Uyma özellikle iki koşulda güçlenir: durum belirsizken ve grup kendi içinde tam bir birlik gösteriyorken. Belirsizlik arttıkça başkalarının davranışı daha çok bilgi gibi kullanılır. Buna karşılık grupta tek bir kişinin bile farklı bir görüş dile getirmesi, uyma basıncını belirgin biçimde düşürür. Bunun pratik sonucu toplantı düzenlerinde görülür. Herkesin sırayla ve sesli konuştuğu bir ortamda ilk konuşan yönü belirler. Görüşlerin önce sessizce ve bağımsız olarak yazılması, sonra açılması, aynı grubun daha çeşitli bir tablo üretmesini sağlar. Uymanın her hali de sorun değildir. Trafikte, kuyrukta ve ortak yaşamın büyük kısmında başkalarının davranışına hizalanmak zaten gereklidir ve işleri kolaylaştırır. Sorun, uymanın bilgi taşımadığı yerlerde de sürmesidir. Herkesin aynı şeyi yapıyor olması, o şeyin doğru olduğunun kanıtı değildir, yalnızca herkesin birbirine baktığının kanıtı olabilir.
İtaat: otorite karşısında davranış
İtaat, meşru görülen bir otoritenin talimatına uymaktır ve uymadan farklıdır. Uymada bir talep yokken, itaatte açık bir yönlendirme vardır. Otoriteye uymak çoğu zaman işlevseldir, çünkü toplumsal düzenin ve iş bölümünün büyük kısmı buna dayanır. Konunun ilgi çekici yanı, kişinin kendi değerlerine aykırı bulduğu bir talimata da uyabilmesidir. Bunu kolaylaştıran şey genellikle karakter değil düzenlemedir: sorumluluğun talimatı verende görülmesi, adımların küçük ve kademeli olması, ortamın kuralları normalleştirmesi ve itiraz edecek bir başka sesin bulunmaması. Kurumsal hayattaki karşılığı doğrudandır. Bir uygulamanın yanlış olduğunu düşünen kişinin bunu tek başına söylemesi zordur, itiraz yolu açık ve maliyetsiz değilse çoğunlukla söylenmez. Bu yüzden itirazın nasıl kurulduğu, kişilerin cesaretinden daha belirleyicidir. Adı konmuş bir itiraz kanalı, kararın gerekçesini yazılı isteme alışkanlığı ve sorumluluğun kimde olduğunu açıkça belirten bir düzen, aynı insanlarla çok farklı sonuçlar üretir. Kişileri değiştirmeden de sonucu değiştirmek mümkündür.
Seyirci etkisi ve sorumluluğun dağılması
Seyirci etkisi, yardıma ihtiyaç duyulan bir durumda etraftaki kişi sayısı arttıkça herhangi birinin müdahale etme olasılığının düşmesidir. Bunun bir nedeni sorumluluğun dağılmasıdır: kalabalıkta herkes müdahalenin bir başkasına düştüğünü varsayar. İkinci nedeni belirsizliktir. Durumun gerçekten acil olup olmadığı açık değilken insanlar birbirine bakar, kimse tepki vermediği için herkes durumu acil olmayan bir şey olarak yorumlar ve bu yorum kendini besler. Üçüncü neden yanlış yapma korkusudur. Günlük hayatta bunun pratik karşılığı bilinir: yardım isterken kalabalığa seslenmek yerine tek bir kişiyi işaret ederek ve ne yapılacağını açıkça söyleyerek istemek, sorumluluğun dağılmasını engeller. Aynı şey yardım eden taraf için de geçerlidir. Kalabalığın etkisi yalnızca acil durumlarla sınırlı değildir. Bir hatanın kimseye söylenmemesi, bir formun kimse tarafından doldurulmaması ya da bir işin sahipsiz kalması aynı dağılma mantığıyla açıklanabilir. Ortak çözüm de aynıdır: sorumluluğu isimlendirmek. Bir işi herkese vermek, çoğu zaman kimseye vermemek anlamına gelir.
Grup içi ve grup dışı
İnsanlar dahil oldukları grubu ve dışındakileri farklı işlerler ve bu ayrım şaşırtıcı derecede kolay kurulur. Grup içindeki kişiler daha çeşitli, daha bireysel ve niyetleri daha anlaşılır görünür. Grup dışındakiler ise birbirine daha çok benzeyen, tek bir eğilimle açıklanabilen bir küme gibi algılanır. Aynı davranış da tarafına göre farklı yorumlanır: kendi grubundan birinin hatası koşullarla, karşı taraftan birinin hatası karakterle açıklanır. Bu eğilim düşmanlık gerektirmez, sıradan takım aidiyetlerinde bile görülür. Günlük hayattaki karşılığı tartışmalarda ortaya çıkar. Karşı tarafın en zayıf temsilcisiyle konuşmak kolay, en güçlü haliyle konuşmak zordur. İkinciyi seçmek, hem daha adil hem de kendi görüşünüzü gerçekten sınamanın tek yoludur. Ayrımı zayıflatan şeyler de bilinir. Ortak bir amaç etrafında birlikte çalışmak, tarafların birbirini tek tek tanıyabildiği ortamlar ve eşit konumda kurulan temas, gruplar arası mesafeyi azaltır. Buna karşılık taraflar birbirini yalnızca uzaktan ve temsilciler üzerinden gördüğünde ayrım sertleşir. Sosyal medyanın bu konuda zorlayıcı bir ortam olmasının nedeni budur.
Grup kararları neden keskinleşir
Gruplar bazen üyelerinin tek tek düşündüğünden daha uç kararlar üretir. Bunun bir nedeni tartışma sırasında baskın yöndeki gerekçelerin tekrar tekrar dile getirilmesi ve karşı gerekçelerin dolaşıma girmemesidir. İkinci neden sosyaldir: grubun eğilimini daha net biçimde temsil etmek onaylanma getirir, bu da üyeleri yönü abartmaya iter. Uyum ihtiyacı yüksek ve itirazın maliyetli olduğu gruplarda seçenekler daralır, riskler yeterince konuşulmaz ve karar sağlamlaştığı için değil kimse itiraz etmediği için kesinleşir. Bunun panzehiri kişisel cesaret beklemek değil, düzenlemedir. Karşı görüşü savunma görevini birine açıkça vermek, kararı verilmiş gibi kabul edip nasıl kötü gidebileceğini önceden yazmak ve görüşleri önce bağımsız toplamak bu daralmayı azaltır. Bu düzenlemeler kararı yavaşlatmak için değil, kararın gerçekten sınanmış olması için vardır. Hızlı alınan bir karar, itiraz edilmediği için hızlı alınmışsa güçlü değildir. Bir kararın sağlamlığı, ona karşı söylenebilecek en iyi şeyin masaya gelip gelmediğine bağlıdır.
Bu sayfa bir kavramı anlatır, tanı koymaz ve tedavi önermez. Kendinizde ya da yakınınızda haftalardır sürüp giden, işinizi, uykunuzu veya ilişkilerinizi bozan bir sıkıntı görüyorsanız bir psikolog, psikiyatrist veya psikolojik danışmana başvurun. Değerlendirmeyi ancak sizi karşısına alan bir uzman yapabilir.